
Çevre gönüllüleri, 2 Mart 2003’te yaşama veda eden çevre hareketinin sembol isimlerinden Saynur Gelendost’u onun anısına yazılacak bir kitapla ölümsüzleştirme girişimi başlattılar. Gelendost’un yakın çevre eylemi arkadaşlarından Gökova Sürekli Eylem Oluşumu Sözcüsü Gaye Cön Şakar ‘ın önerisiyle gündeme gelen kitap yazımı için anı ve belge toplama girişimi sürdürülüyor. Hafta sonunda Ören beldesinde bir araya gelen Saynur Gelendost’u yakından tanıyan dostları iki gün boyunca Gelendost ile ilgili anılarını anlattılar. Gelendost’un yeğeni Serhat Gelendost ile gelini Neşe Gelendost’un ve Ören Belediye Başkanı Kazım Turan’ın da katıldığı toplantıda, zaman içinde unutulan veya yanlış anımsanan anıların da sağlaması yapıldı.
Gökova Termik Santrali’nin yapımı, Güllük dalyanının üzerine Milas-Bodrum Havaalanı’nın yapımı, Bodrum’un karşısındaki Karaada’ya bir uçak alanı yapılarak adanın yerleşime açılması, Gökova koylarının temizlenmesi, foklara sahip çıkılması, Türk-Yunan barışının sağlanması gibi pek çok konuda sayısız eyleme öncülük yaparak çevre hareketinin sembol isimlerinden birisi haline gelmiş olan Saynur Gelendost ile ilgili basın yayın organlarında yayınlanan belgelerin taranması da sürdürülüyor. Gaye Cön Şakar’ın sekreteryasını yürüttüğü Gelendost’u kitaplaştırma çalışmalarının yaklaşık iki yıl sürebileceği belirtiliyor.
Ören’de iki gün süren Gelendost ile ilgili anıların derlenmesi ve sağlamasının yapılması toplantısı hakkında Ören Belediye Başkanı Kazım Turan şunları söyledi: “Saynur ablanın benim için ifade ettiklerini tarif etmem imkansız. Ören ve Gökova için yaptıkları, yapmaya çalıştıkları sadece benim için değil, tüm Türkiye için çok önemliydi. Termik Santralin yapım aşamasında, Gökova ile ilgili gerçekleştirilen tüm eylemlerde omuz omuza yer aldık. O yorulmak nedir bilmeyen, inandığı değerler uğruna canını bile düşünmeyen bir savaşçıydı. Ölümünden sonra onu gelecek nesillere anlatan bir projenin içinde olmak benim için gurur kaynağı. Ören’de onun geçmişteki yol arkadaşları olarak hem anılarımızı tazeledik, hem Saynur ablayı yadettik, hem de Gaye’nin projesine destek verdik. Gelecek nesiller Gökova ve Ören’de yaşananları tüm gerçekliğiyle anlayabilsinler diye…”
Gaye Cön Şakar ise proje ile ilgili olarak : “ SAYNUR GELENDOST ismi benim dışımdaki insanlara ne anlatır bilemiyorum. Benim için bu isim, eylem demek, barış demek, gelecek demek, doğanın korunması ve insan haklarına saygı demek. Bütün bu güzellikleri içinde barındıran bir isim demek. Saynur Gelendost’un 73 yıllık yaşamında sadece Türkiye sınırları içinde doğa korumacı anlayışı ile değil, Türk-Yunan dostluğuna katkıları ve iki yakayı birleştirici çalışmaları ile de Türkiye tarihinde yerini almıştır.
Bir mücadele kadını olan Saynur Gelendost’u 2 Mart 2003 yılında çok yağmurlu bir günde geri dönüşü olmayan yolculuğuna uğurlarken geride bizlere bıraktığı ağır bir sorumluluk duygusu vardı. Onun emekle çizdiği gelecek nesillerin yaşam haklarının korunması ile ilgili yapacaklarımızdı. O yoldan kimin ne kadar gittiğini, ne kadar yol aldığını bilemem. Bir şey biliyorum ki bu yolun nasıl dikenlerle dolu olduğunu bile bile Saynur Gelendost’un bir gün bile geri adım atmadığıdır.
İşte bu uzun soluklu mücadelesinin uzun yıllar sonra bile anımsanması için ben ve Saynur Gelendost’un mücadele arkadaşları kitap hazırlığına giriştik. O’na karşı olan duygularımızı ve gelecek nesillere O’ nu anlatabilmek için.
Saynur Gelendost’u sadece ben değil, mücadele arkadaşları değil, tüm Türkiye çok özlüyor. İyi ki yaşadı ve iyi ki benim yaşamımda çok önemli bir yer aldı. IŞIK İÇİNDE YAT SAYNUR….SENİ ÇOK ÖZLÜYORUM” dedi.
Buluşma yerinin Ören olarak belirlenmesinde buradaki Melih Cevdet Anday Parkı’nda Atatürk ve Anday’ın heykellerinin yanında bir de Ören Belediyesi tarafından yaptırılmış olan Saynur Gelendost’un bir büstünün bulunmasının etken olduğunu belirten Gaye Cön Şakar “Amacımız, kendini günlerce süren açlık grevleriyle, sayısız eylemle çevreye adayan ve yaşamı boyunca çevrecilere önderlik eden Saynur Gelendost’un anılarını ve eylemlerini bir kitapta toplayarak onu bundan sonraki kuşaklara tanıtmaktır” dedi.
Saynur Gelendost’un yeğeni Serhat Gelendost’un düşüncelerini de aktarmak istiyoruz okuyuculara:
“1963 yılında babamı kaybettik. O günden sonra benim hayatımda Can Baba (Can Gelendost) ve Saynur kaldı. Biz Saynur’la hala yeğen ilişkisinin dışında bir ilişki yaşadık. Can Baba ve Saynur’un çocuklarıydım ben.
Çevresinin tanıdığı, inandığı, sevdiği Saynur; eskidende aynıydı. Yani hep gözükara, hep inatçı. Kafasına koyduğunu yapar ve yaptığı her şeyin de arkasında kale gibi dururdu.
Ben onun bu kadar atak ve gözükara olmasına hep karşı oldum. Yanlış anlaşılmasın, onu korumak adına. Ama bunu ona hiç söyleyemedim. Dinlemezdi çünkü.
Saynur’un inadı konusunda size bir anektot anlatmak istiyorum. Ölmeden 10 gün önceydi. Doktorlar artık durumunun pek içiaçıcı olmadığını hazırlıklı olmamız gerektiğini söylediler. Ama ben onun ne zaman öleceğini biliyordum. Doktor “ne zamanmış peki” diye sorunca yanıt vermedim. Ama biliyordum. Sadece “eğer gerçekleşirse söyleyeceğim sana” dedim. 2 Mart ağbisinin (yani babamın) ölüm yıldönümüydü. Ve bende Saynur’un inadından ölümünü 2 Mart’a ayarladığını biliyordum. Nitekim 2 Mart’ta öldü. Azraille bile inatlaştı yani…
Yıllar yılı Saynur’un yapmaya çalıştıklarını, gerçekleştirdiklerini şimdi yeniden Amerika’yı yeniden keşfeder gibi tekrarlıyorlar.
20 Yıl önce Almanya’nın Çevre Ödülü olan TUİ’yi almamıza rağmen, şimdi sanki o ödül alınmamış gibi yeniden çabalıyorlar. Çevre adına biz yıllar önce ne yaptıksak şu an Bodrum’da yapılmaya çalışılan her şey o günlerin tekerrürüdür.
Bodrum her anlamıyla bitmiştir. Herkes yalan söylüyor. Hangi turizm? Turizm bitti. Turizmin gözbebeği denilen Bodrum rant uğruna satıldı. Şu an Bodrum’da turistlerin yerine en çok siyah takım elbiseli, eli çantalı cep telefonlu adamlar dolaşıyor. Tapu-belediye ve adliye üçgeninde…
Yıllar yılı Bodrum’u sadece barlarla lanse ettiler. Gömlekçi Mahmut Uslu’yu, Ali Güven’i ve Kambur Efe’yi tanıyan var mı? Bu adamlar sanki hiç Bodrum’da yaşamamışlar, Bodrum’un güzellikleri, özellikleri değillermiş gibi davranıldı.
Bazen diyorum ki; Saynur iyi ki ölmüş. Yoksa Bodrum’un şu an ki halini görse aklını kaçırırdı. Dayanamazdı…
Saynur öyle bir kadındı ki, Erdal İnönü iki kere milletvekilliği teklif ettiği halde kabul etmedi. “ Ben hiçbir siyasi partinin kisvesi altına giremem” diyerek reddetti.
Ölümünden önce ki son iki ay birlikte yaşadık. O dönemde Yalıkavak Belediye Başkanı aile dostumuz Celal Yıldızhan’dı. Saynur öyle bir insandı ki bana olan saygısından; Yalıkavak Belediyesi’nde yaşanan tüm aksaklıkları, yanlışlıkları görmezden geldi.
Gökova’da yapılan tüm eylemlerde ve çevre hareketlerinde bize çok fazla insan yardım etti. Osman Gürün bunlardan biridir. Ancak Kazım Turan Saynur ile birlikte; hiçbir şeyden korkmadan, çekinmeden bir militan gibi çalıştı.
Gökova Termik Santrali’nin yapımını engellemek için Ankara Üniversitesitesi’nden öğrenciler gelmiş ve açlık grevi eylemi yapılması için karar alınmıştı. Ama baktı ki kimse harekete geçmiyor, ihale Saynur’a kaldı 60 yaşında…
Bu ülke her devirde mutlaka bir dolandırıcı ve hortumcu çıkartmıştır. Ama bir Atatürk çıkmadı… Hala ve hala bu tipleri kırmızı halılarla karşılayan bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki…”
Dediğim gibi, Saynur iyi ki ölmüş. Bunları görse aklını kaçırırdı gerçekten.”